|
Kaynak: Facial Plastic Surgery
Subspecialty helps otolaryngology define its
boundaries Robert L. Simons, M.D., FACS*, with T. Susan Hill
American Academy of Facial Plastik and Reconstructive
Surgery (AAFPRS) internet sayfası www.aafprs.org adresinden (History of the AAFPRS)
çevrilmiştir.
Modern Fasiyal Plastik Cerrahinin Doğuşu Modern
Fasiyal plastik cerrahinin tarihi, yüz yıldan daha fazla bir süre önceye,
rekonstrüktif ve fonksiyonel iyileşme sağlarken daha iyi bir görüntü elde
etmek amacıyla cerrahinin sınırlarını keşfetmeye çalışan birkaç adamın
öyküsüne uzanır. Kulak burun boğaz da dâhil olmak üzere farklı dallarda
uzmanlaşmış olan bu doktorların bir araya gelmesi, farklı bilgi ve
yeteneklerin harmanlanması sonucunu doğurdu. Yalnızca birkaç adet normal
eğitim programının bulunduğu o dönemde, birbirlerinin yaptıklar işleri
gözlemleyerek her biri kendi yaptığı işlemleri geliştirdi ve genişletti.
Bu dönemde, Prusya doğumlu bir cerrah olan Jacques Joseph (1865-1934)
öne çıktı. 1892’de, fasiyal plastik cerrahiye ilgi duymaya başladığında,
bir ortopedist olan Prof. Julius Wolff’ün asistanı olarak çalışmaktaydı.
Dr. Joseph’in ilk vakası, büyük, kepçe kulakları nedeniyle arkadaşları
tarafından alaya alındığı için okula gitmeyi reddeden genç bir çocuktu.
1896’da, çocuğun annesi, Dr. Joseph’e çocuğunun durumunu düzeltmek için
herhangi bir cerrahi müdahale yapılıp yapılamayacağını sordu. Bu tip bir
cerrahinin daha önce yapıldığına dair herhangi bir bilgisi olmayan Dr.
Joseph, bunun mümkün olduğunu düşünüyordu. Dikkatli bir planlama sonrası,
başarılı bir ameliyat gerçekleştirdi ve sonucunu Berlin Tıp Cemiyeti’ne
bildirdi. Bu sonuç, Dr. Joseph’in tanınmasını sağlasa da, kliniğinin ününü
tehlikeye attığını düşünen Dr. Wolff, Joseph’in işine son verdi. Dr.
Joseph’in, fasiyal plastik cerrahinin babası olarak yaptığı anıtsal
katkıların yardımı ile bir kulak burun boğaz doktoru olan John Orlando
Roe, 1887’de ilk intranazal rinoplastiyi (burnun içerisinden yapılan burun
estetik ameliyatı) yaptı. 1966’da Amerikan Fasiyal Plastik Cerrahi
Akademisi’nin (AAFPS) ve 1974’te Amerikan Otolaringoloji ve Oftalmoloji
Akademisi’nin (AAOO) başkanlığını yapmış olan John J. Conley’in dediği
gibi, “Başlangıçta herkes, Joseph’in orijinal fikirlerini kullanıyor ve
bunlardan yola çıkarak değişik teknikler geliştiriyordu”. İki yıl
sonra Dr. Joseph, çok büyük bir buruna sahip olduğu için sokağa çıkmaya
utanan 28 yaşındaki bir adamda, ikinci fasiyal plastik cerrahi ameliyatını
yaptı. Hastası, daha önce yapılan kulak küçültme ameliyatının
başarılı sonucunu duymuştu ve Joseph’in benzer şekilde kendi burnunu
küçültüp küçültemeyeceğini merak ediyordu. Daha komplike olmakla birlikte
bunun mümkün olduğunu düşünen Dr. Joseph, provasını bir kadavra üzerinde
yaptıktan sonra, başarılı bir ameliyat gerçekleştirdi ve sonucunu 1898
yılında yine bir raporla Berlin Tıp Cemiyeti’ne bildirdi. Joseph’in
raporu, kendisinin geliştirmekte olduğu ve “estetik cerrahinin psikolojik
yönü, fiziksel başarısı kadar önemlidir” şeklinde tariflenebilecek bir
teoriyi de içeriyordu. Teoriye göre, görünümü nedeniyle sosyal ve ekonomik
yönden dezavantajları olan bir insan, fiziksel açıdan kısıtlılıkları olan
bir insan kadar özürlü kabul edilmeliydi. Bu, o dönemdeki “ciddi”
cerrahların kozmetik amaçlar için yapılan cerrahiyi hor gördüğü bir
ortamda, genel tıp akımının biraz dışında kalan, merhametli ve cesur bir
düşünceydi. Joseph, normal görünme isteğini, gösteriş olarak değil,
“anti-displazi” olarak tanımlıyordu. Şefkatli yaklaşımları ve erken
dönemde elde ettiği başarısı ile Dr. Joseph, kısa zamanda birçok hastanın
başvurduğu bir isim haline geldi. Diğer cerrahlar da, bir şeyler izlemek
ve öğrenmek için Dr. Joseph’in yanına gelmeye başladı. Yaptığı işler, Dr.
Joseph’in, modern fasiyal plastik cerrahinin babası olarak tarihte bir yer
edinmesini sağladı. Aynı dönemde, bu alana ilgi duymaya başlayan başka
cerrahlar da vardı. 1845 yılında, bir diğer Alman, Johann Friedrich
Dieffenbach (1792-1847), Joseph’in çok sonraları (1898’de) kullanacağı
kesilerin benzerini kullanarak yaptığı bir burun küçültme ameliyatını
anlatan bir yazı yayınlamıştı. İlk kepçe kulak düzeltilmesi ameliyatı,
1881 yılında, bir kulak burun boğaz doktoru olan Edward Talbott Ely
tarafından gerçekleştirilmişti. Bir başka cerrah, John Orlando Roe
(1848-1927), 1887 yılında ilk kapalı rinoplastiyi yapmıştı. Değişik
konularda otuzdan fazla makalesi bulunan bir kulak burun boğaz doktoru
olan Roe, bundan dört yıl kadar sonra da, endonazal hump redüksiyonunu
(burun sırtındaki hörgücün burun içerisinden düzeltilmesi) işlemini
tariflemişti. 1930’lu yıllarda Avrupa’ya giderek Dr. Joseph ile
çalışan Amerikalı bir doktor olan Samuel Foman, ülkesine geri döndüğünde
Joseph’in yöntemlerini uyguladığı bir kurs açtı. Bu kursta eğiteceği
yaklaşık 750 kulak burun boğaz cerrahı arasında, daha sonra her biri kendi
kurslarını açacak olan önemli isimler, Maurice H. Cottle ve Irving B.
Goldman da bulunuyordu. Dr. Foman, Dr. Cottle ve Dr. Goldman’ın
öğrencileri, farklı isimdeki dernekler altında bir araya geldiyse de, 1964
yılında Foman ve Goldman’ı takip edenler birleşerek, Amerikan Fasiyal
Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Derneğini kuracaklardı. Yine de dünya
çapında haklı bir üne kavuşan isim, Dr. Joseph idi. 1. Dünya Savaşı
sırasında Berlin’deki Hayırseverlik Hastanesi Fasiyal Plastik Cerrahi
Bölümü’nün yöneticiliğini yaptı. Savaşta yüzü yaralanan sayısız Alman
askerini tedavi etti; deformiteleri ayrıntılı olarak çalıştı ve sınıfladı.
Birçok makaleye ve anti-displazinin tedavi edilebilir bir hastalık olduğu
teorisini ilk kez vurguladığı bir başyapıt olan “Rinoplasti ve Diğer
Fasiyal Plastik Cerrahi” adlı kitaba imza attı.
1.
Dünya Savaşı 1. Dünya Savaşı’na giden yıllarda, genel anlamda
cerrahi, özel anlamda da kulak burun boğaz pratiğini etkileyen bir takım
önemli gelişmeler oldu. Yüzyılın başından önce, kulak burun boğaz
ameliyatlarının çoğu, abse kavitelerinin boşaltılması ve patolojik
dokuların dışarı alınması gibi işlemlerle sınırlıydı. 20. yüzyılın
başlarında, tıptaki gelişmeler kulak burun boğaz cerrahisini destrüktif
bir formdan rekonstrüktif bir forma soktu. Anestezi yöntemlerindeki
gelişmeler, antisepsi kurallarının bilinmesi ve rutin olarak kullanılmaya
başlanması, kompleks yüz ameliyatlarının da başarıyla yapılmasına yol
açtı. Edison’un ampülü icat etmesinden sonra, daha önce cerrahi için
yeterince aydınlatılamayan boşlukların ve diğer bölgelerin ameliyatlarının
yapılması kolaylaştı. Bu tip gelişmeler, ameliyatlardan kaynaklanan
olumsuz sonuçların azalmasını, klinik fizyolojinin daha iyi anlaşılmasını
ve kulak burun boğaz doktorlarının rekonstrüktif işlemler üzerinde
yoğunlaşmasını sağladı. Yarık dudak ve damak vakaları, parafinoma ve diğer
baş-boyu tümörleri ameliyat edilmeye başlandı. O dönemde elde edilen
başarılar, antibiyotikler, kan transfüzyonları ve benzeri araçların
yokluğu düşünüldüğünde günümüz standartlarında bile çok üstün olarak
nitelenebilir. Bugüne kadar hiçbir cerrahi gelişme, 1. Dünya
Savaşı’nın vahşi siperlerinde yaşanan insanlık dramı kadar, doktorların
yetişmesine katkıda bulunmamıştır. Siperlerdeki yüzbinlerce asker
üzerine sofistike silahlarla bombalar yağdırılması, yüzleri rekonstrükte
edilecek çok sayıda insanın ortaya çıkmasına neden olmuştu. Kulak burun
boğaz cerrahları, çene cerrahları, genel cerrahlar, diş cerrahları, göz
cerrahları ve beyin cerrahları gibi değişik uzmanlık alanlarından birçok
doktor, yan yana çalıştı. Her ihtiyaç olduğunda işbirliği yaparak
kendilerini de geliştirdiler ve modern fasiyal plastik cerrahi
işlemlerinin birçoğunu keşfettiler. Joseph Berlin’de çalışırken, bir
kulak burun boğaz doktoru olan Sir Harold Gillies, Sidcup, Kent’te
bulunan, müttefik askerlerin kabul edildiği büyük bir tedavi merkezinin
başındaydı. Savaş sırasında ve sonrasında Gillies de Joseph gibi birçok
farklı ülkeden cerrahların plastik cerrahi tekniklerini öğrenmek amacıyla
yanına gittiği bir isimdi. Gillies’in savaş dönemindeki performansından
büyük ölçüde etkilenen bir doktor olan Ferris N. Smith, savaştan sonra
Michigan Üniversitesine döndü ve o dönemin en önemli fasiyal plastik
cerrahlarından biri oldu. İlginç şekilde, Gillies ve Smith’in ilgisi savaş
sonrası yıllarda giderek genel plastik cerrahi işlemlerine kaydı ve her
iki doktor, eğitim için kulak burun boğaz doktorlarını yanlarına kabul
etmemeye başladı. Smith’in öğrencileri arasında daha sonra sırasıyla, New
York Columbia Üniversitesi ve Michigan Üniversitesi’ndeki plastik cerrahi
bölümlerinin şefleri olacak Clarence Straatsma ve Reed Dingman da
bulunuyordu. Savaş sona erdiğinde, savaş zamanının kulak burun boğaz
doktorları, etkileyici bir alan olan fasiyal plastik cerrahi üzerinde daha
çok çalışmak ve öğrenmek için istekli oldular. Ancak, karşılarına hemen
türlü güçlükler çıktı. Uzmanlıkları, belli bazı bölgelerde tanınmıyordu.
Bazı merkezlerde eskisi gibi hoş karşılanmıyor, ameliyathanelere girmeleri
pek istenmiyordu. Gillies’in kendisi bile, savaş boyunca omuz omuza
çalıştığı, sıra dışı bir rekonstrüktif cerrah olan Hyppolyte Morestin
tarafından engellenmişti. Bu olaylar, genel cerrahlar ve kulak burun boğaz
cerrahları arasında günümüze dek süren bir “hâkimiyet alanı” savaşının
başlamasına neden oldu. Aynı zamanda, fasiyal plastik cerrahların yıllar
içerisinde üstesinden gelmesi gereken iki ihtiyacı öne çıkardı: kulak
burun boğaz içinde resmi bir eğitim programı geliştirmek ve
uzmanlıklarının tanınmasını sağlamak. Kulak burun boğazın, fasiyal
plastik cerrahiyi tanıması için bir süre daha geçmesi gerekti. Foman’ın
kursu, AAOO’nun 1939’da başkanı seçilen George Coates ve
1960’da başkanı seçilecek olan Dean Lierle’nin dikkatini çekti. Lierle,
fasiyal plastik cerrahinin üniversitelerdeki kulak burun boğaz eğitim
programlarının bir parçası olduğunu düşünüyordu.
Plastik
Cerrahi Organize Oluyor Genel cerrahların kulak burun boğaz
cerrahlarını dışlayarak plastik cerrahi uygulamalarının kendilerine ait
olduğunu iddia etmeleri, birçok tekniğin geliştirilmesini ve uygulanmasını
sağlayan ve özel olarak belirli bir bölgeyle uğraşan cerrahları hayal
kırıklığına uğrattı. Aidiyet iddiası ayrıca, savaş boyunca hastalara
sayısız yarar sağlamış olan özgür araştırma ve işbirliği ruhuna da
aykırıydı. O dönemde, plastik cerrahi, tanınmış olan bir uzmanlık dalı
değildi. Nitekim Birleşik Devletler Genel Cerrahi (U.S. Surgeon General)
plastik cerrahi servisinin başında bir ortopedist (Viray P. Blair),
yardımcısı olarak bir genel cerrah (Robert H. Ivy) bulunuyor, federal
hükümet rehabilitasyon hastanesi plastik cerrahi servisi şefliğini ise bir
kulak burun boğaz cerrahı olan Lee Cohen yapıyordu. Amerikan Plastik
Cerrahi Kurulu (American Board of Plastic Surgery)’nun kurucu üyeleri
arasında plastik cerrahinin dışında farklı dallarda uzmanlaşmış doktorlar
vardı. Bu kurulun kulak burun boğaz uzmanı üyesi Gillies, daha sonra ise
öğrencisi Ferris Smith idi. Smith’in, kulak burun boğaz doktoru
arkadaşlarını hayal kırıklığına uğratacak olan yaklaşımı, zaman içerisinde
neredeyse tüm ABPS üyeleri arasında yerleşti. Bir istisna olarak, ABPS
üyesi Richard C. Webster, “Plastik cerrahi kurulu, eğitim yöntemini
belirlemeye çalışırken burada yer alanların çoğu rekonstrüktif veya
kozmetik cerrahide edindikleri birikimi, yetenekleri ve tecrübeleri kendi
uzmanlık dallarında çalışırken öğrendiklerini unutuyorlar veya görmezden
geliyorlar. “ diyordu. Dr. Webster’ın düşünceleri, hayatı boyunca AAFPRS
ile iyi ilişkileri olmasına, hatta 1976 yılında bu derneğin başkanı
seçilmesine yol açtı.
Kulak Burun Boğaz Doktorları
Kararlı Eğitim olanaklarının kısıtlanması ile cerrahlar,
ikinci dünya savaşı sonrası ününün zirvesinde olan Dr. Jacques Joseph ile
birlikte çalışmak için artık daha istekliydi. İnternlük ve asistanlık
programları yaygın olmadığı için ilgi, Joseph’in paralı eğitim
programlarına yöneliyordu. Joseph’in yüz germe, otoplasti ve vücudun genel
plastik cerrahi ameliyatları hakkında engin bir tecrübesi vardı. Berlin’e
Joseph’in yanına giden Amerikalıların arasında kulak burun boğaz için
belki de hiçbir isim, Samuel Foman (1889-1971) kadar önemli olmayacaktı.
Foman, Joseph’in bilgisini kulak burun boğaza uyarlayacaktı. Kulak
burun boğaz hekimlerinin fasiyal plastik cerrahiye olan ilgisi, Richard C.
Webster gibi genel plastik cerrahların da dâhil olduğu birçok eğiticiyi
kulak burun boğaz kurslarına çekmişti. Foman, bir kulak burun boğaz
cerrahı veya genel cerrah değil, bir anatomistti. En büyük ilgisi
öğretmekti ve birçok kişi tarafından bu işte çok iyi olduğu söyleniyordu.
Foman, birinci dünya savaşı yıllarında fasiyal plastik cerrahiye karşı
ilgi duymaya başladı. Bu dönemde, Amerikan ordusundaki askeri doktorları
eğitti. Ancak, bu konuda öğretici kitapların olmamasından ve resmi bir
eğitim programının yokluğundan yakınıyordu. Muhteşem bir araştırmacı ve
yazar olan Foman, o güne kadar fasiyal plastik cerrahi konusunda var olan
tüm bilgileri toparlayarak öğrencilerinin başvurabileceği bir kaynak
hazırlamaya girişti. Kitap için yaptığı araştırma, Amerikan Plastik
Cerrahi Kurulu’nun (ABPS) kurulduğu dönemde Foman’ı Avrupa’ya, Joseph’in
yanına götürdü. Foman, genel plastik cerrahların, plastik cerrahi
işlemlerini tekel altına almaya başladıklarını, belirli bir bölgede
uzmanlaşmış cerrahların hastanedeki haklarını kısıtlamaya çalıştıklarını,
bu cerrahların ameliyat odalarına girmelerini zorlaştırdıklarını, bilimsel
dergilere ulaşmalarını ve toplantı ve kongrelere katılımlarını
engellediklerini gördü. İleride fasiyal plastik cerrahinin de en
belirleyici özelliklerinden biri olacak “Herkese açık eğitim” fikrini bir
ahlaki değer olarak kabul eden ve bunu kendi hayatı ile ispat etmiş bir
bilim adamı olan Foman, özellikle ameliyatlara girdiğinde genel plastik
cerrahların yaptıkları işleri kendisine göstermek istememesinden rahatsız
oluyordu. Bu konuda bir şey yapmaya, fasiyal plastik cerrahi konusunda
bulabildiği her şeyi bulmaya ve bunları kulak burun boğaz cerrahlarına
öğretmeye karar verdi. 1940 yılında Foman, ilerleyen yıllarla birlikte
750’den fazla kulak burun boğaz doktorunun katılacağı bir kurs açtı.
Amerika’da resmi olarak fasiyal plastik cerrahi eğitiminin verildiği az
sayıda yerden biri olan bu kurs, iki kulak burun boğaz doktorunun da
dikkatini çekmişti. İlki, saygın “Archives of Otolaryngology”
dergisinin editörü ve Pennsylvania Üniversitesi kulak burun boğaz anabilim
dalı profesörlerinden biri olan Dr. Georges Coates idi. Pennsylvania
Üniversitesi ve ilişkili hastanelerinde çalışan kulak burun boğaz
hekimlerini Foman’ın kursuna katılmaları için teşvik etmesi, kulak burun
boğaz içinde fasiyal plastik cerrahinin yükselmesine vesile oldu. Foman,
Coates aracılığıyla Iowa Üniversitesi kulak burun boğaz anabilim dalının
başkanlığını ve ABO (American Board of Otolaryngology)’nun uzun dönem
sekreterliğini yapmış olan ve 1950’lerde ve 60’larda kulak burun boğazın
Amerika’daki belki de en güçlü ismi olan Dean Lierle ile tanıştı.
Lierle’nin bölümü, o dönemde dünyanın en iyilerinden biri olarak kabul
ediliyordu ve bir asistanlık programı çerçevesinde tam bir fasiyal plastik
cerrahi eğitiminin verildiği tek yerdi. Lierle, akademinin kapılarını
Foman için sonuna kadar açtı ve verdiği eğitimin kulak burun boğaz
doktorlarınca kabul görmesini sağladı. Foman’ın Coates ve Lierle
tarafından kabul görmesi bile kulak burun boğaz camiasının fasiyal plastik
cerrahiden hemen etkilenmesini sağlamadı. Kulak burun boğaz doktorları
kendi ameliyatlarında örneğin kulak ameliyatlarında dokuları kaldırırken,
kanser ameliyatlarında deformiteleri düzeltirken, konjenital anomalileri
düzeltirken, diğer fonksiyonel ve estetik iyileşme sağlayacak müdahaleleri
yaparken sıkça kullansa da genel yaklaşım, fasiyal plastik cerrahinin ayrı
bir dal olarak biraz anlamsız olduğu şeklindeydi. Yeni doğan bu üst
uzmanlığın, ciddiye alınması için kendini bağımsız olarak ortaya koyması,
kendi eğitim programlarını geliştirmesi ve yeteri sayıda cerrahı kendine
çekmesi gerekiyordu.
Kurslar ve Çalışma Grupları
Çoğalıyor Sonraki yirmi yıl içinde fasiyal plastik cerrahlar
bağımsız olarak eğitimlerine ve tanınmaya devam ettikçe, kursların ve
çalışma gruplarının sayısı da artmaya başladı. Foman’ın kursu New York’ta
devam ederken, Foman’ın iki öğrencisi de kendi ilgi alanları üzerine
odaklanan kurslar açtılar. Televizyonun olmadığı o günlerde
öğrenciler, bir ameliyathane içinde bulunan amfi sıralarından yapılan
ameliyatları izleyerek bir şeyler öğrenmeye çalışıyordu. Goldman’ın
kursuna katılanların arasında, daha sonraları Amerikan cerrahlarına
eksternal rinoplastiyi tanıtacak olan W.E. Goodman, Rubin burun cerrahi
aletlerini tasarlayacak olan F.F.Rubin, ve Goldman kurs fakültesinin bir
üyesi olacak olan David King gibi isimler bulunuyordu. Maurice Cottle
(1898-1981), Foman kursundan döndükten sonra, nazal fonksiyon üzerine
yoğunlaştı ve 1940’ların sonuna doğru 7-10 gün boyunca sabah saat 8’den
akşam saat 11’e kadar süren sıkı bir kurs açtı. Cottle, eşsiz anatomi,
cerrahi, felsefe, din ve sanat bilgisi ile öğrencilerini hem büyüledi hem
de korkuttu. Öğrencilerinin her birinden kusursuz olmalarını bekliyordu,
çünkü düşüncesine göre rinolojinin kendisi çok katı bir işverendi.
Ustalığı, bir ömür gerektirdi ve Cottle, hayatının ilk bölümünü septuma,
ikinci on yılını nazal valve, sonraki on yılını ise nazal piramide adadı.
Hayatının son döneminde rinolojik fonksiyonel testler üzerinde çalıştı.
Aslında Cottle, tüm hayatı boyunca burun fonksiyonu üzerinde durdu. Burnun
akciğerler ve kalple ilişkisi üzerine olan kapsamlı çalışmaları ve
potansiyel kalp sorunlarına işaret edebilecek basit nefes testlerinin
geliştirilmesindeki katkıları günümüzde halen bir temel kabul
edilmektedir. Foman ile olan çalışmalarından sonra, Irvin B. Goldman
(1898-1975) burun estetik cerrahisi üzerinde yoğunlaştı ve günümüzde de
süren ve halen asistan eğitimi programında çok değerli olarak görülen New
York, Mt. Sinai Hastanesi’ndeki kursu açtı. Goldman, burnu
iyileştirebileceğini düşündüğü her tekniği denedi. 1957 yılında “Goldman
tip” i tanımladı. Goldman’ın muhteşem cerrahi yeteneği karşısında kaba ve
sert bir karakteri vardı. Ağır bir sigara içicisi, eski bir boksördü.
Görünümünde ve başkalarıyla olan iletişiminde zarafete önem vermiyordu.
Öğrencilerinden sonsuz sadakat bekleyen Goldman’ın dogmatik tavrı
bazılarına ilham kaynağı olurken bazılarını da pes ettiriyordu. Foman,
Cottle ve Goldman’ın resmi kurslarının yanında özel çalışma grupları da
bulunuyordu. Bir ustanın bir şehirde ameliyat yapacağı biliniyor, diğer
cerrahlar o şehre uçarak ameliyatı izleyip kritik yapıyorlardı. Bu
şekilde genç cerrahlarla bilgi paylaşılıyor, bilgi havuzu genişliyor, yeni
nesil büyük cerrahlar yetişiyordu. Oturumlarda öğrenilen bilgiler,
asistanlarla paylaşılıyor, basit teknikler iyileştirilerek yeni teknikler
geliştiriliyordu. Bu oturumların ve yeni eğitim olanaklarının sayesinde
giderek artan sayıda kulak burun boğaz doktorunun ilgisi fasiyal plastik
cerrahiye yöneldi. AAFPRS’nin ilk liderleri, fasiyal plastik cerrahiyi
kulak burun boğaz eğitim programına resmi olarak sokma isteği ile yanıp
tutuşurken, sürekli tıp eğitimi için de kurslar açılıyordu. Bu
dönemlerde, süreci dışarıdan etkileyen çok önemli gelişmeler oldu.
1940’larda antibiyotiklerin ve kemoterapötiklerin bulunması, kulak burun
boğaz ameliyatlarında hayatı tehdit eden enfeksiyonlarla baş edilmesini
sağladı. Kanser görülme sıklığının artması, otomobilin yaygınlaşması
sonucu yüz travmalarının sık rastlanan bir sebebinin belirmesi ve görünüşe
daha çok önem veren bir toplumun ortaya çıkması gibi sebepler, fasiyal
plastik cerrahinin öneminin daha iyi kavranmasını sağladı. 1960’larda,
fasiyal plastik cerrahi ile ilgilenen kulak burun boğaz cerrahları artık
tüm Amerika’ya yayılmıştı. Bu ilgi, zaman içinde Atlantik okyanusunu
aşarak Avrupa’ya, Almanya ve İngiltere’ye ulaştı, yeni kurslar açıldı.
Avrupa’daki cerrahlar da Avrupa Fasiyal Plastik Cerrahi Akademisi’ni
(European Academy of Facial Plastic Surgery; önceki isimleri: Joseph
Society, European Academy of Facial Surgery) kuracaklardı.
Fasiyal Plastik Cerrahi Organize Oluyor Ana
kulak burun boğaz akımının Fasiyal plastik cerrahiyi fark etmesinin zamanı
gelmişti. Nitekim, genel plastik cerrahlar çoktan dikkat kesilmişlerdi.
1960 yılında Harper’s Bazaar adlı ünlü bir dergide çıkan makale ile
Fasiyal plastik cerrahiyi karalamak için saldırgan bir kampanya
başlatıldı. Bu yazıda, halkın, kendisini burun plastik ameliyatı yapacak
olan kulak burun boğaz doktorlarından koruması gerektiği belirtiliyor,
“Burun estetiği olacaksanız Amerikan Plastik Cerrahi Board’u (ABPS)
sertifikalı bir doktora ameliyat olun” ve “Doktorunuza board sertifikası
olup olmadığını sorun” şeklinde yönlendirme yapılıyordu. Kampanya,
gürültü koparmıştı. Fasiyal plastik cerrahlar, Amerikan Tıp Birliğine
(AMA) başvurarak etik davranmayan genel plastik cerrahların kınanmasını
istediler. AMA’nın kınama kararı vermemesi üzerine kulak burun boğaz
doktorlarından yardım istendi. 1961 yılında, Chicago’da yapılan bir tarihi
toplantıda Anderson, genel plastik cerrahlar tarafından son 15 yıl içinde
yayınlanmış olan, kaba ve ticari amaçlar taşıyan, her birinde kulak burun
boğaz doktorlarının fasiyal plastik cerrahi yapabilme yeteneklerine iftira
ve hatta hakaret edilen yazıların bir koleksiyonunu sundu. İkna olan
Amerikan Kulak Burun Boğaz ve Oftalmoloji Akademisi (AAOO), o dönemki
Amerikan Tıp Uzmanlıkları Kuruluna (ABMS) başvurarak ABPS’nin kınanmasını
istedi. Kınama kararı çıksa da sonuç çok önemli olmadı, çünkü Amerikan
Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Derneği (American Society of Plastic and
Reconstructive Surgery) karalama kampanyasını yürütme işini üstlendi. Bu
olayların tarihsel açıdan önemli yanı ise, kulak burun boğaz anabilim
dalının kendi fasiyal plastik cerrahlarını resmi olarak tanıması,
sahiplenmesi ve desteklemesi oldu. 1963 yılında Lierle, tanınan bir
kulak burun boğaz doktoru olan, daha sonra Mt. Sinai Hastanesi’nin KBB
bölümü şefliğini ve Amerikan Tıp birliği (AMA) KBB bölümü başkanlığını
yapacak olan, politik bir gücü de bulunan, Joseph Goldman’ı yanına aldı ve
fasiyal plastik cerrahları tek çatı altında toplamasını tavsiye etti. O
dönemde, Foman, Cottle ve Goldman’ı takip edenlerin kurduğu üç ayrı dernek
bulunuyordu. Bazı müzakerelerden sonra Cottle grubu (American Rhinologic
Society) son dakikada ayrı kalsa da, Foman ve Goldman grupları birleşerek
Amerikan Fasiyal Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Akademisi’ni (AAFPRS)
kurdu. AAFPRS’nin hedefleri, 1920’lerden beri fasiyal plastik cerrahların
var olan hedeflerinden farklı değildi: Eğitim olanaklarını geliştirmeye
devam etmek ve uzmanlık alanlarının tanınmasını sağlamak. Bu amaçları
gerçekleştirmek için AAFPRS’nin önünde inişli çıkışlı bir yol bulunuyordu.
Cevaplanması gereken önemli bir soru, yıllar boyu desteğini esirgemiş olan
kulak burun boğaz ile birlikte mi yoksa tek başına mı yola devam edileceği
idi. Bu sorunun cevabı da kolay değildi. Çünkü ikinci dünya savaşı sonrası
kulak burun boğazın kendi kimlik krizi ortaya çıkmıştı. Artık ortada
sadece kulak, burun, boğaz hastalıklarıyla ilgilenen bir dal yoktu. Baş ve
boyun cerrahisinin ağırlığı artmış, kulak burun boğaz, bronkoloji,
özofagoloji, fasiyal plastik ve rekonstrüktif cerrahi, baş-boyun
cerrahisi, laringoloji, otoloji, rinoloji ve benzeri birçok alt dala
ayrılmıştı. Her branşın kendine ait bir akademik derneği bulunuyordu.
1960’ların ortalarında, AAFPRS, her biri kendi üst uzmanlığı ile ilgilenen
bir düzineden fazla kulak burun boğaz grubundan biriydi. AAOO’nun saygın
bir eğitimsel varlığı bulunuyordu. Ancak, kulak burun boğaz doktorlarının
sosyal, politik ve ekonomik ihtiyaçları karşısında bir liderlik rolünden
yoksundu. Her grup, tek bir ses olmamasının eksikliğini hissediyor,
bağımsız olarak baş ve boyun cerrahisine ilerleyişin savunuculuğunu
yapmaya çalışıyordu.
Önce Eğitim Bu ortamda,
AAFPRS iki ana hedefinin ilkini gerçekleştirmek için çalışmaya başladı.
Kurumlar arasında AAFPRS ve AAO-HNS (American Academy of Otolaryngology,
Head and Neck Surgery) üyeleri arasında da çoğu zaman olduğu gibi, doğal
bir alışveriş söz konusuydu. İlk gelişme, uzmanlık sonrası eğitim
konusunda oldu. AAFPRS, başka yerde bulunmayan kurslar açmaya başladı.
1969 yılında ilk yaşlı yüz kursu açıldı. 1960’ların ortalarında,
asistanlık eğitiminde yer almayan fasiyal plastik cerrahi tekniklerini
öğretmek radikal bir fikirdi; ancak amaç, fasiyal plastik cerrahi eğitimi
asistan eğitim programına girene kadar olabilecek bir boşluğu doldurmaktı.
1970 yılında AAFPRS, Amerikan Tıp Birliği’nin (AMA) Sürekli Tıp Eğitimi
Akreditasyon Konseyi’ne başvurdu ve AAFPRS kursları için kredi verilmesi
onayı alındı. Bu, tüm kulak burun boğaz kuruluşları arasında üniversite
dışında verilen kurslar için bir ilkti. Eş zamanlı olarak kulak burun
boğaz asistanları için gerekli olan ve sadece yaşlı yüz cerrahisini değil
tüm fasiyal plastik cerrahi işlemleri kapsayan eğitim planları hazırlandı.
Değişik üniversitelerde baş ve boyun rekonstrüksiyonu, maksillofasiyal
travma ve deri cerrahisiyle ilgili kursların açılması teşvik edildi.
1970’lerin ortalarında yumuşak doku kursları açıldı. Asistan
eğitimiyle ilgili her gelişme, fasiyal plastik cerrahinin kulak burun
boğaz asistanlığı eğitimine bir bütün olarak girmesine yönelik bir adımdı.
Nihayet 1975 yılında ABO, AMA ve Amerikan Cerrahlar Birliği (American
College of Surgeons), revize edilmiş bir “Kulak Burun Boğaz Eğitimi
Gerekleri” programını onaylayarak fasiyal plastik cerrahi eğitimini,
asistan eğitimi ve ABO sertifikasyonu için zorunlu kıldı. Sonraki yıllarda
ise, fellow eğitim programları standardize edildi. 1986 yılında kurulan
American Board of Facial Plastic and Reconstructive Surgery tarafından bu
programa yönelik hazırlanan bir sınav yapılmaya başlandı.
Sonra Tanınma AAFPRS’nin eğitim programı
1970’lerde şekillendikten sonra, tanınma için diğer tıp birlikleri ile
ilişkiler kurma yoluna gidildi. AAFPRS, 1972 yılında Amerikan Tıp
Birliği’nin (AMA) plastik cerrahi bölümünde, 1974 yılında ise ACS Yönetim
Kurulu’nda birer sandalye kazandı. 1978 yılında AMA House of Delegates’de
temsil edilmeye başlandı. Bunlarla birlikte, 1985 yılında Amerikan Tıp
Birliği AMA’nın, doktor tanımlama listesine “Fasiyal plastik cerrah”
terimini dâhil etmesi, fasiyal plastik cerrahinin kulak burun boğaz
uzmanlığı içerisinde bir dal olarak tanınmasını sağladı. Ancak tüm bu
tanımalar, genel plastik cerrahların kulak burun boğaz doktorlarının
fasiyal plastik cerrahi eğitimini kötülemesini engelleyemedi. 1980 yılında
kritik bir olay gerçekleşti. Jack Anderson, kulak burun boğaz dalının
baş-boyun cerrahisine evrimleşmesini anlatan bir makale yazdı. Yazının
başlığı, "An Old Medical Specialty Puts on a New Face... and Head... and
Neck (Eski bir tıbbi uzmanlık dalı yeni bir yüz, baş ve boyun ediniyor)”
idi. Anderson’un makalesi, Anderson ve William E. Silver imzalarıyla
Georgia Tıp Birliği Dergisi’nde özetlenip basıldı. Bu makale, iki genel
plastik cerrahın kızmasına ve “Objeler asla göründükleri gibi değildir.
Kaymağı alınmış süt, krema gibi görünür” şeklinde kabaca tercüme
edilebilecek başlıklı bir makale yazmasına yol açtı. Anderson bu yayın
karşısında dava açarak 1988 yılında 1.5 milyon Amerikan Doları tazminat
kazandı ve kazandığı parayı AAFPRS’nin eğitim ve araştırma fonuna
bağışladı (1972 yılında kurulan AAFPRS vakfı, zaman içerisinde topladığı
bağışlarla sadece eğitim programlarını değil uluslar arası Yüz-Yüze
programı ve Ulusal Ev İçi Şiddet programı gibi insani programların da
yürütülmesini sağladı). 1986 yılında, fasiyal plastik cerrahların
eğitimlerini ve uzmanlıklarını gösteren bir belge vermek amacıyla,
American Board of Facial Plastic and Reconstructive Surgery kuruldu. 1989
yılında, ABFPRS’nin asistanlık sonrası fasiyal plastik ve rekonstrüktif
cerrahi eğitimlerini tamamlamış cerrahlara, geçerli bir yeterlilik ve
ehliyet belgesi vermesi kararı alındı. 1991 yılında ise ilk sertifikalar
verildi.
Sonuç Fasiyal plastik cerrahi, öncü
cerrahların kendisini keşfetmeye başladığı daha ilk günden bu yana hep
büyük ilgi gören ve heyecan veren bir uzmanlık dalı oldu. Bu süreç
içerisinde öğrenmek, öğretmek, eğitim olanaklarını resmileştirmek ve uzun
zaman boyunca kulak burun boğaz içerisinde uygulanan tekniklerin
sınırlarını geliştirmek için birçok fırsat doğdu. Özellikle son on beş
yılda fasiyal plastik cerrahi alanında temel ve klinik araştırma
olanakları giderek arttı. Günümüzde, lazerler, endoskoplar, serbest flep
rekonstrüksiyonları ve diğer teknolojik ve bilimsel gelişme üzerine birçok
araştırma yazısı yayınlanmaktadır. Bu noktaya zaman zaman kulak burun
boğaz ailesi ile birlikte, zaman zaman da bağımsız olarak birçok çaba
verilerek gelindi. Artık, eğitim sürecinin oturduğu, tanınan bir uzmanlık
dalı olarak yeni bir noktadayız. Bundan sonra hastaların güveninin daha
çok kazanılacağı, uygulanan tekniklerin daha da geliştirileceği, kendimizi
adadığımız hastaya yardım etme güdüsünün daha çok insana aktarılabileceği
yeni bir yoldayız.
1964 18 Ekim 1964, AAFPRS (Amerikan Fasiyal
Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Akademisi) kuruldu 1968
AAFPRS fellowship programı başladı AAFPRS görsel-işitsel
kütüphanesi kurularak hizmete girdi 1969 AAFPRS
yaşlı yüz kursu başladı AAFPRS yumuşak doku kursu başladı
1970 New York’ta ilk uluslar arası sempozyum
gerçekleşti AAFPRS “Burun Plastik Cerrahisi hakkında Gerçekler” isimli
ilk hasta broşürünü bastı. AAFPRS, üniversite dışı kulak burun boğaz
dernekleri içinde, AMA tarafından sürekli tıp eğitimi kredilendirilen ilk
grup oldu. 1972 AAFPRS üye sayısı 1000’e
ulaştı AAFPRS Eğitim ve Araştırma Vakfı kuruldu AAFPRS, AMA’nın
yeni kurulan Plastik Cerrahi Bölümünde yer aldı. 1974
AAFPRS, ACS Yürütme Kurulu’nda sandalye sahibi oldu.
1975 Chicago, Illinois’de ikinci uluslar
arası sempozyum yapıldı ABO, ACS, ve AMA, “Kulak Burun Boğaz’da
Gerekli Eğitim” programını onayladı 1978 AAFPRS,
AMA House of Delegates’te temsil edilmeye başlandı 1979
New Orleans, Louisiana’da üçüncü uluslar arası sempozyum
yapıldı 1980 Southern Medical Journal dergisinde
Jack Anderson’un, "An Old Medical Specialty Puts on a New Face... and
Head... and Neck" başlıklı yazısı yayınlandı 1981
AAFPRS ve AAO-HNS tarafından Baş Boyun Cerrahisi Dalı için
Hastane Hakları Tanımları yayınlandı 1982
Georgia’da kişilik haklarına saldırı ve hakaret davası
açıldı. 1983 AAFPRS üye sayısı 2000’e ulaştı
AAFPRS, AAAHC (Accreditation Association for Ambulatory Health Care)
üyesi oldu Los Angeles, California’da dördüncü uluslar arası sempozyum
yapıldı 1984 AAFPRS ilk monografını yayınladı:
Estetik Yüzde Oranlar (Proportions of the Aesthetic Face, by Powell and
Humphrey) 1985 "Fasiyal plastik cerrahi", AMA
doktor tanımlama listesinde yer aldı 1986
American Board of Facial Plastic and Reconstructive Surgery
kuruldu AAFPRS kurucular kulübü kuruldu Georgia davası görülmeye
başlandı 1987 AAFPRS hasta bülteni “Facial
Plastic Surgery Today”, yayınlanmaya başlandı Aylık “Facial Plastic
Times” dergisi yayınlanmaya başlandı 1988 AAFPRS,
“Yüz Kitabı”nı yayınladı Archives of Otolaryngology dergisinde fasiyal
plastik cerrahi için yer ayrıldı AAFPRS fellowship programı yenilendi;
ilk sınavlar yapıldı AAFPRS üye sayısı 3000’e ulaştı Anderson,
Georgia davasında kazandığı tazminatı AAFPRS’ye bağışladı 1989
Toronto, Kanada’da, beşinci uluslar arası sempozyum ve
AAFPRS’nin yirminci yılı kutlamaları gerçekleşti 1991
İlk ABFPRS sertifikası verildi 1992
AAFPRS Vakfı tarafından uluslar arası “Yüz Yüze
(Face-to-Face)” programı başlatıldı 1993 San
Francisco’da altıncı uluslar arası sempozyum yapıldı 1994
AAFPRS Vakfı tarafından ulusal “Ev İçi Şiddet (Domestic
Violence)” programı başlatıldı 1995 300. ABFPRS
sertifikası verildi |